(VİYANA) HJ – Avusturya’nın Linz şehrinde bulunan Kepler Üniversite Kliniği’nde (KUK) yaklaşık 30 yaşındaki bir kadına, hatalı bir laboratuvar sonucu nedeniyle kanser teşhisi konulduğu ve bu gerekçeyle rahminin alındığı ortaya çıktı. Ameliyat sonrası yapılan rutin incelemelerde, alınan dokuda tümör bulunmadığı ve ilk biyopsi örneğinin başka bir hastaya ait doku ile kontamine olduğu belirlendi. Olay, hem tıbbi süreçler hem de hastaya bilgilendirme zamanlaması açısından geniş çaplı tartışmalara yol açtı.
Yanlış teşhis, geri dönüşü olmayan operasyon
Genç hastaya yaz aylarında agresif bir tümör şüphesiyle acil ameliyat gerektiği bildirildi ve rahmi alındı. Ancak ameliyat sonrası yapılan ikinci laboratuvar incelemesinde, kanserli dokuya rastlanmadı. Sağlık yetkilileri, ilk sonucun başka bir hastaya ait örnekle temas nedeniyle yanlış pozitif çıktığını belirtti. Uzmanlara göre, en yüksek özen gösterildiğinde dahi bu tür yanlış pozitif sonuçlar çok düşük oranlarda da olsa görülebiliyor.
Bilgilendirme süresi tartışma konusu
Hastanın avukatı Rainer Hable, ameliyatın 5 Ağustos’ta yapıldığını, müvekkilinin ise kanser teşhisinin yanlış olduğunu ancak 16 Eylül’de öğrendiğini söyledi. Bu sürede hastanın ağır bir psikolojik yük altında yaşadığını belirten Hable, hatanın hastane içinde daha erken bilindiği halde kadına bildirilmediğini savundu. Avukat, bu durumun kabul edilemez olduğunu belirterek, sorumluluk alınmaması halinde hukuki yollara başvuracaklarını açıkladı.
Klinik: Tıbbi hata yok
Kepler Üniversite Kliniği ise yapılan açıklamada, ameliyat kararının o anki mevcut bilgiler ışığında tıbben doğru ve gerekli olduğunu savundu. Klinik, kararların sonradan ortaya çıkan bilgilerle değil, o anki hayati risk değerlendirmesiyle alındığını vurguladı. Hastane yönetimi, olayın hasta açısından ağır bir yük oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, hukuki ve tıbbi açıdan bir hata tespit edilmediğini bildirdi.
Klinik ayrıca, hastanın ancak kapsamlı iç incelemeler tamamlandıktan ve tüm kesin sonuçlar elde edildikten sonra bilgilendirildiğini savundu. Kadına psikolojik destek teklif edildiği, ayrıca bağımsız bir değerlendirme için Yukarı Avusturya Hasta ve Bakım Temsilciliği’ne başvurmasının önerildiği aktarıldı. Söz konusu temsilcilik ise olayla ilgili kamuoyuna bilgi vermeyeceğini açıkladı.
Siyasi tepkiler: “Yönetim ve iletişim zaafı”
Olay, siyasi arenada da yankı buldu. NEOS Yukarı Avusturya Eyalet Sözcüsü Felix Eypltauer, yaşananların yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ciddi bir yönetim ve iletişim sorunu olduğunu söyledi. NEOS, Yeşiller ve SPÖ’nün, Eyalet Sayıştayı tarafından özel bir denetim yapılmasını talep ettiği bildirildi. Eypltauer, sağlık alanından sorumlu eyalet yöneticilerinin şeffaflık ve sorumluluk standartlarını yeterince uygulamadığını savundu.
Uzman görüşü: Hata oranı çok düşük ama sıfır değil
Yukarı Avusturya Tabipler Odası Başkanı ve patolog Peter Niedermoser ise olayın muhtemelen laboratuvar sürecinde yaşandığını belirtti. Numunelerin art arda işlendiğini ve her işlem sonrası ekipmanların temizlendiğini anlatan Niedermoser, buna rağmen hataların yüzde yüz engellenemeyeceğini söyledi. Yılda yüz binlerce doku örneğinin incelendiğini belirten Niedermoser, hata oranının binde seviyesinde olduğunu ifade etti.
Niedermoser, her vaka sonrası süreçlerin yeniden değerlendirilmesi ve ek güvenlik adımlarının gerekip gerekmediğinin incelenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu olayda, numunelerin nasıl karıştığının geriye dönük olarak tamamen aydınlatılmasının zor olabileceğini de sözlerine ekledi.
Linz’deki bu vaka, tıbbi kararların kaçınılmaz riskleri ile hastaların bilgilendirilme hakkı arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıdı.