VİYANA (HJ) – Avusturya’dan gelen açıklamalar ise bu tartışmanın tek bir çizgide ele alınmadığını ortaya koydu. Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları, ortak bir çerçeveden ziyade farklı siyasal ve diplomatik refleksleri yansıttı.
Başbakan Stocker: Denge Siyaseti
Avusturya Başbakanı Christian Stocker (ÖVP), gelişmelerin ardından yaptığı açıklamada tüm taraflara itidal çağrısında bulundu. Stocker, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın esas alınması gerektiğini vurgularken, Avrupa Birliği’nin Maduro yönetimini bugüne kadar tanımadığını da hatırlattı.
Stocker, Avusturya’nın Venezuela halkıyla dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin barışçıl ve demokratik bir geleceğe kavuşması yönündeki talepleri desteklediğini ifade etti. Açıklamada dikkat çeken nokta, ABD’nin askeri müdahalesine yönelik açık bir destek ya da doğrudan bir kınama dilinin kullanılmaması oldu. Bu yaklaşım, diplomatik dengeyi önceleyen temkinli bir tutum olarak değerlendirildi.
Başbakan Yardımcısı Babler: Açık Kınama
Başbakan Yardımcısı Andi Babler (SPÖ) ise çok daha sert bir dil kullandı. Babler, ABD’nin Venezuela’ya yönelik silahlı saldırısını açıkça kınayarak, bu adımın Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan güç kullanma yasağının ağır bir ihlali olduğunu belirtti.
Babler, bu tür müdahalelerin uluslararası sistemin güvenilirliğini zedelediğini ve dünyanın giderek “gücün hukuku”na dayalı bir düzene sürüklendiğini ifade etti. Avrupa’nın bu gidişata karşı, hukuku merkeze alan bir alternatif sunması gerektiğini savundu.
Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger: Avrupa ve İlke Dengesi
Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger (NEOS) ise açıklamasında hem Maduro yönetimine yönelik sert eleştiriler getirdi hem de askeri müdahalelere karşı hukuki sınırların altını çizdi. Maduro’nun Venezuela’da baskıcı bir rejim kurduğunu, seçimlere hile karıştırdığını ve milyonlarca insanı göçe zorladığını belirten Meinl-Reisinger, Avusturya ve Avrupa Birliği’nin bu nedenle Maduro’yu devlet başkanı olarak tanımadığını vurguladı.
Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkisi olmaksızın yürütülen askeri operasyonların tehlikeli emsal oluşturduğunu belirten Meinl-Reisinger, uluslararası ilişkilerde “hukukun gücü” ilkesinin korunmasının özellikle küçük ülkeler için hayati önem taşıdığını söyledi. Ayrıca güçlü ve birlik içinde bir Avrupa’nın, bu yeni güç siyasetinde kendi çıkarlarını savunabilmesinin tek yol olduğunu dile getirdi.
Avusturya’nın Okuması: Tutarlılık Sınavı
Avusturya’dan gelen bu üç farklı açıklama, ülkenin Venezuela krizine yaklaşımında ortak bir ahlaki duruş bulunsa da yöntem ve öncelikler konusunda ayrışma yaşandığını gösteriyor. Maduro yönetiminin meşruiyeti reddedilirken, bu rejimi fiilen sona erdiren askeri müdahaleye karşı net ve ortak bir siyasi pozisyon ortaya konulamıyor.
Bir yanda uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler vurgusu, diğer yanda fiili güç siyasetiyle şekillenen yeni dünya düzeni… Avusturya’nın bu dengeyi nasıl kuracağı, yalnızca Venezuela meselesiyle sınırlı kalmayacak. Bu tutum, önümüzdeki dönemde benzer krizlerde Avrupa’nın ve Avusturya’nın ne ölçüde ilkesel, ne ölçüde pragmatik davranacağını da belirleyecek.